3 Mayıs 2011 Salı

Mesut olunuz


Behzat Ç. hastası olduğumu daha önce yazmıştım sanırım. Sevgiliyi de tiryakisi ettim. Pazar akşamlarını birlikte iple çeker olduk. 24 Nisan akşamı yayınlanan 30. bölüm hakkında bir sürü şey yazıldı çizildi. Gerçekten de ekrana yapıştıran, “Bi daha” dedirten bir bölümdü. Ama her şeyden önce savcı hanımla Behzat başkomiserin yakınlaşmasıyla tavan yaptı!

O sahne için.

Şimdi baktım da, HBBO da değinmiş mevzuya. Savcı hanımın cümlesi aslında çok şey anlattı. Komserimin de yelkenler su altına indi.  “Ne var, biz de mutsuz oluruz. Ben seninle mutsuzluğa da varım”  Evet, esas olan mutlu olmak elbette ama ondan da önemlisi, paylaşabilmek. Mutluluğu da mutsuzluğu da. Kimse biriyle mutsuz olmak için beraber olmaz.

Ama her zaman da mutlu olunmuyor hayatta, kabul edelim. Sürekli, her daim mutlu olduğunu söyleyenler ya sahte, ya Polyanna, ya yalancı, ya da hayal aleminde yaşıyor. Mutsuzluk, karşıdaki kişiye bağlı olmuyor her zaman, insanın kendi içinde yapışkan bir hal olarak var oluyor bazen. O yüzden biriyle paylaşılıyorsa hayat, mutluluğuyla mutsuzluğuyla paylaşılmalı. Aksi halde çoğunun kendi mutsuzluğunu karşısındakine yamamaya çalıştığı durumlar da var. “Beni sen mutsuz ettin” en kolay kılıf, çoğu zaman da gerçek şu: “Hayır, sen her daim mutsuzdun, benimle mutlu olmaya bile çalışmadın”. Çaba, emek lazım…

Ben birini seviyorum, onunla mutluyum; ama mutsuz olduğum zaman da onunlayım. Bazen mutsuzum ya da mutsuz diye ondan uzaklaşmıyorum, elimden geldiğince mutlu etmeye çalışıyorum onu, ama eğer elden bir şey gelmiyorsa da bir süre kendi haline bırakmalı insanları. Bazen sadece kendini dinlemek ister insan. Konuşmak yerine susmak ister. O zaman onunla susmayı denemek gerekir belki de. Susarak anlaşmayı bilmek… Kimse mutsuzluğa yanaşmıyor, herkes mutlu olmak peşinde! Oldu! Bu kadar da kolaycı, korkak olmayın yahu; hepsi var tabakta, kaşığa ne gelir bilinmez. Geleni tükürmek ya da yutmak için tadını güzelleştirmeye bakmalı.

Ezcümle, mutluyum, mutluyuz, mutlu. Ama tersi de olsa ne gam!

7 yorum:

  1. beni eve gelmek çok mutlu ediyor bu aralar verba'nım, çok tuhaf.
    neyse, bu evlilik meselesinin adama "eyh hadi ben senle her boka varım" demek olduğuna kanaat getirdim. dün gece koko'nun ayağı ağzımda kitap okumaya çalışırken bi yandan da kanaat getirdim yani.
    çabuk gel, teras partisi yapalım, köfte yapmayı öğrendim ben kendi kendime.

    YanıtlaSil
  2. eve gelmek, evde bekleyen/eve geleceğini bildiğin varsa nefis bir şey. ve evet, her şeye var olmak lazım; "köfteyi yerim ekmeği bırakırım" cık,olmaz.

    geleceğiz şekerim, merak etme sen. terasınızı, kokoaanım'ı ve sizleri çok özledik. ben koştururum çocuğu yine terasta, enerjisini atar. sümbül lazım mı :)

    YanıtlaSil
  3. bana sümbülle gelme, kalbini kırarım. sen bir, bauhaus'taki oğlan iki, bütün kışımı yediniz, aklımı kaçırdım sümbüller yüzünden. yoldan sucuk alın gelirken. pişmaniye de olur. ata'yı ziyarete gidicez, döpiyesini de getir.

    YanıtlaSil
  4. sende botanik bi lanet var, kurşun niyetine lavanta dökeyim geçsin. sucuk? olur. afyon kaymağı, oy. döpiyes? hmm, elbisem var, döpiyesim yok. mağdurum.

    YanıtlaSil
  5. of döpiyesi, sucuğu boşver, seni aspava gerçeğiyle tanıştırma zamanı geldi. allahım, çok yiycez.

    YanıtlaSil
  6. çok yemeyelim, formumu korumam gerek :)

    YanıtlaSil
  7. yedik, nefisti. pişman mıyım, hayır!

    YanıtlaSil