1 Haziran 2011 Çarşamba

Ben buradayım sevgili okuyucu, sen neredesin?


Pınar Öğünç'ün haberini yazmıştım geçenlerde,  Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar"ı yazdığı evden balyoz sesleri yükseliyor, yoksa yıkılıyor mu, yazık, ayıp diye. Balyoz seslerinin nedeninin yıkım değil, onarım olduğu anlaşılmış. Belki de erken feryat edilmiş, araştırılıp yazılsaymış daha iyi olurmuş ama olsun. Yıkılmayacak olması, bina sahibinin bu konuda bilinçli olması bir teselli elbette.

Merak ettiğim, burası nasıl bir müze olur ve buraya kaç kişi gider? Umarım pompalanıp duran, yurtiçinde susup dışarıda coşan Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'nden daha fazla kişi gider. Ama umudum yok. Ne de olsa popülerlik zor zanaat, di mi?

Oğuz Atay'ın dediği gibi: "Ben buradayım sevgili okuyucu, sen neredesin?" 

Haberin tamamı altta.
  
Oğuz Atay için ne yapmalı?

'Tutunamayanlar'ın yazıldığı binadan bir süredir balyoz sesleri geliyordu. Oğuz Atay severler haberle huzursuzlanıp ayaklanmışken bina sahibi ortaya çıktı. Tolga Sobacı, bilmeden yaptığı 'edebi' yatırımı anlatırken ikinci katın akıbetini 'sevgili okuyucuya' soruyor

"Köyde oturduğum sırada bir gün ‘ilginizi umarak’ diye imzalanmış bir kitap gelmişti bana: ‘Tutunamayanlar’. Çok beğendiğim halde bunu Oğuz Atay’a bildirmek gereği duymamıştım. Böylesine güzel bir roman yazan birinin başkalarını da yazacağını, benim yargıma gereksinmeyeceğimi düşünmüştüm. Yıllar sonra bir tanıdığına benim için ‘Romanımla ilgilenmedi’ demiş. Bunu duyduğuma üzüldüm. Ölmemiş olsaydı ne yapar eder, onu bulur konuşurdum.”

Yusuf Atılgan 1984’te Nokta dergisine Oğuz Atay için bunları söylemişti. Ben de ‘Oğuz Atay’a Armağan’ kitabından (İletişim Yay.) okuyorum.

Böyle bir talihsizliği vardı Oğuz Atay’ın. Yazdıklarına dair çevresinin yargısına, takdirine hâlâ ihtiyaç duyarken, 43 yaşında çok erken öldü. Gönlünden geçen kadar insana ulaşamamış, hayal ettiği kadar patırtı yaratmamıştı yazdığı. Zamanında suları, safraları benzer Yusuf Atılgan’ın hakkındaki fikrini kulaklarıyla duyamadığı ‘Tutunamayanlar’ çok sonradan tutundu; Oğuz Atay sonradan tutuldu. Üzerine onlarca tez yazıldı, ‘tutunamamak’ Turgut Özben’i, Selim Işık’ı aşar gibi bir halin adı oldu.

‘Küçük hesaplar’ peşinde

Çarşamba günü ‘Oğuz Atay’ın evi de tutunamadı’ başlıklı bir yazı yazmıştım. Beyoğlu, Hayriye Caddesi’nin 9 numarasına denk düşen binadan, Oğuz Atay’ın 1968’de Sevin Seydi’yle birlikte oturduğu ve ‘Tutunamayanlar’ın doğduğu o apartmandan balyoz sesleri yükseliyordu çünkü.
Birkaç nedenden iç burkucuydu bu sesler. Öncelikle sevdiğimiz yazarlarla kurduğumuz edebi ilişkinin romantizmiyle, Atay’ın daktilosundan kalkıp da önünde sigara yaktığı o ikinci kat penceresi bir başka görünmüştü gözüme. ıçimdeki Olric ‘Dursa ne olacaktı ki, mum mu dikecektin’ diye bu nevi hassaslıklarla dalga geçse de, oraya gıpgıcır bir bina dikilmesi ihtimali içimi bulandırmıştı.

Bunun ötesinde, inşaat mühendisi bir yazarın mahsulleri üzerinden bir şehirleşme modelinin altını çizmek istiyordum. ılla geçen yüzyıl başından tescilli tarihi eser olması gerekmiyor; son yıllarda bilhassa revaçta mahallelerde 60’larda, 70’lerde yapılmış bir sürü sapasağlam bina yıkılıyor. Neden? Kat sahipleri ortaklaşa karar verip diyorlar ki, dairemiz büyür, üzerine bir ebeveyn banyomuz olur, bir de ankastre mutfak taktırırız. Verelim bir müteahhite, çıkabildiği iki katı da kendi alsın... ış hesap kitapsa, öyle bir daire verip iki tane almak bile yok yani yekûnde. ‘Tutunamayanlar’ zaten bu ‘küçük hesapların’, bu yetinmez küçük burjuva muhayyilesinin romanı değil midir?

‘Kendimizi zincirlesek mi?’
Bu yazıya dair sosyal ve de bireysel iletişim metodlarıyla o kadar çok fikir beyan eden oldu ki inanamadım. Orhan Pamuk iki tür Oğuz Atay okurundan söz eder. 1. ‘Ah canım Selim!’ duyarlığına ilgi duyan kültür ve melodram düşkünü okur. 2. ‘Bat dünya bat’ sinizmini seven alaycı okur. Bir de buna ‘ıstanbul nereye gidiyor?’ kitlesini ekleyin. Hüzünden esef duymaya, imza toplamaktan apartman önüne kendilerini zincirlemeye varan çeşitlilikte tepki geldi. Bilmem Oğuz Atay nasıl bakardı bu işe?

Gelen mail’lerden biri ise biraz farklıydı. şöyle başlıyordu: “Merhaba Pınar Hanım. ismim Tolga Sobacı. Oğuz Atay’ın yaşamış olduğu binanın sahibiyim.”

Sobacı, fikren yazılanlara katılsa da bir düzeltme yapmak istiyordu. Bu muhtemelen birçok insanı da sevindirecek, yaklaşık bir buçuk ay önce başlayan inşaatta bir yıkım söz konusu olmadığını, sadece restorasyon yaptıklarından bahsediyordu:

‘Biz de sonradan öğrendik’
“Çatı tamamen işlevini yitirmiş, en üst katın tavanı çökmeye başlamış ve merdivenlerde de bina statiğini riske sokan çatlaklar oluşmuştu. Bina mevcut durumu muhafaza edilecek şekilde restore ediliyor ve yazınızda endişe ettiğiniz gibi binanın yıkılması veya iki kat eklenmesi gibi bir durum söz konusu değil. Tadilat belediyeden gerekli izinler alınarak yapılıyor. Binanın statik olarak güçlendirilebilmesi için belli noktalara güçlendirme yapılması gerekiyor. Bu esnada maalesef biraz balyoz sesi eşlik ediyor bu duruma. Yani Oğuz Atay’ın evinin tutunabilmesi için yapılıyor aslında şu anda yapılanlar.”
Üstelik restorasyon sonrası ikinci katı sıradan bir konut olarak değerlendirmek istemiyor ve soruyordu: Oğuz Atay için ne yapılabilir?

Ertesi sabah buluştuk. Bir iş toplantısından koşturarak gelmiş, 1973 doğumlu bir genç profesyonel... Ankara’da Mülkiye’yi bitirdikten sonra sekiz yıl ABD’de yaşamış, akademik kariyer yapmış. Dönünce de birtakım çokuluslu büyük şirketlerde iş hayatı başlamış.

Bundan iki-üç sene önce kardeşiyle birlikte yatırım amacıyla bu binayı satın aldıklarını anlatıyor. ımzaları attıklarında Oğuz Atay’ın bir dönem burada ikamet ettiğini bilmiyormuş. Hemen bitişikteki Apel Galeri’nin sahibi Nuran Terzioğlu anlatmış ikinci katın hikâyesini. Duyunca çok mutlu olduğunu itiraf ediyor.

Tutunamayanlar Apartmanı
Sobacı’nın bir okur olarak Oğuz Atay’la ilişkisi ‘Tutunamayanlar’ üzerinden sadece. ABD’de yaşadığı dönemde, yaz tatili için geldiği sırada, 1996’da okumaya başlamış. Dünyasının karanlığı biraz ürkütmüş onu. Sayfalarca noktasız malum cümle kalmış aklında. Dışarıdan heybetli görünse de bu apartmanın daireleri 50 metrekareden bile küçük. ‘Tutunamayanlar’a yakışacak bir büyüklük olarak tarif ediyor.

Bir süredir kullanılmadığı için içerisi harap halde olan apartmanda, esnaftan alınan malumata göre bir süre tinerciler yaşamış. Bir de kulağına gelen şehir efsanesine göre binada 30 küsur yıl yaşayan bir adamdan söz ediliyor; ‘eski kulağı kesiklerden’... Beyoğlu’ndaki her kavgaya koşar, yaralanana bir de pansuman yaparmış.
Tuhaf bir karakter...

Restorasyondan sonra diğer katları konut olarak kiralamayı düşünürken, bu ikinci katı sıradan bir daire gibi kullanmak istemediğini söylüyor Sobacı. Bir ara apartmanın adını ‘Tutunamayanlar’ koyma fikri gelmiş aklına, ama yaşayanlar için fazla depresif olabileceği ihtimalini de ekliyor. Depresyondan ne anladığınıza bağlı tabii.

Seneye 35. ölüm yıldönümü
Viyana’da turist olarak gezdiği Mozart’ın evi misali müzelerin, içlerindeki her tür yeniden üretilmişliğe karşın o şahsa dair fikir ve his verme yeteneğine sahip olduğu kanaatinde. Fakat sorular da mebzul miktarda... Gerekli olan bir Oğuz Atay müzesi mi? Yahut klasik müze tariflerinin ötesinde Oğuz Atay’a mahsus bir alan nasıl yaratılabilir? Hazır hemen iki sokak aşağıda kapılarını ziyaretçilere açmayı bekleyen Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ varken, şehrin tamamını kapsayan bir yazarlar evi rotası çizilebilir mi? Başka hangi yazarların, şairlerin evleri ayakta? Apartmanın ikinci katı ziyaretçi akışı için çok müsait olmazsa girişteki dükkân kısmı bir kültürel girişim olarak değerlendirilebilir mi? Ya da sadece o daire, belli süreler için kalmak isteyenlere düzenlenebilir mi? “Ben yazar olsam kesin orada bir gece geçirmek isterdim” diyor mesela Sobacı.

Arka arkaya çok fazla soru oldu. ınşaat planlandığı gibi giderse 60’lardan kalma bu apartman ekim ayında restore edilerek cilalanmış hale gelecek. 2012 yılının Atay’ın 35. ölüm yıldönümü olduğu düşünülürse, tüm bu sorulara cevap vermek için vakit var gibi görünüyor. Peki kim verecek bu cevapları? Öncelikle ailesi, kızı... Sonra dostları, sonra da onu yaştan azade ahbabı bilenler, sevenler...
‘Tutunamayanlar’ içinde ‘Ne yapmalı?’ diye bir bölüm vardır. Ben işte kendimi o son kategoriden hissetmekle, karşımda ‘Ne yapmalı?’ diye düşünen birinin meramını aktardım. Gelen fikirler arasındaki trafiği sağlama vazifesi şimdilik bizde olsun.

Neşriyat bilgisi
Oğuz Atay’ın bütün eserlerini ıletişim Yayınları basıyor. ‘Bir Bilim Adamının Romanı’, ‘Eylembilim’, ‘Günlük’, ‘Korkuyu Beklerken’, ‘Oyunlarla Yaşayanlar’, ‘Tehlikeli Oyunlar’ ve ‘Tutunamayanlar’ dışında Atay’a dair derlemeler de mevcut. ‘Oğuz Atay’a Armağan-Türk Edebiyatının ‘Oyun/Bozan’ı’ (Haz. Handan İnci), ‘Oğuz Atay için - Bir Sempozyum’ (Haz. Handan İnci-Elif Türker), ‘Ben Buradayım -Oğuz Atay’ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası’ (Yıldız Ecevit). 1989 basımı ‘Oğuz Atay’ın Dünyası’ (Tatjana Seyppel) sahaflarda bulunabilir. Yanda ortadaki, o dönemki sevgilisi ressam Sevin Seydi’nin yaptığı ilk kapak.

Bu arada Notos dergisinin Haziran-Temmuz sayısında bir Oğuz Atay dosyası mevcut. İlgililere duyurulur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder