17 Kasım 2010 Çarşamba
11 Kasım 2010 Perşembe
KSK...
Home sweet home...
Şehr-i İzmir'e, eve gitme, aileyle hasret giderme,
en eski dostla eski günlerin şerefine Kordon'da bi bira hüpletme zamanı...
10 Kasım 2010 Çarşamba
"Hayatının öznesi ol"
Hayatının öznesi ol...
Rahmetli hocamız Ünsal Oskay'ın sözüydü bu. Laforizmalarından biri daha. Bilmiyorum, insanın hayatının öznesi olabilmesi ne kadar mümkün... Zira bazen nesneye, hatta suda sürüklenen çöp misali bir nesneye dönüşüyor bünye. Öyle bitkin, yorgun, güçsüz gibi hissediyor.
Böyle, kasabaya yeni bir film gelmiş de, sen de açıkhava sinemasının duvarından izliyormuşsun gibi. Hatta bazen ellerini göbeğinde kavuşturmak, çekirdek çitlemek istediğin anlar bile oluyor, itiraf et. O derece "dışarıdan" hissediyor bünye. Müdahale edici ya da yönlendirici değil, izleyici konumuna düşüyor. Sonra bir gayret geliyor, tırmala da tırmala... Ama ara sıra dinlenmek iyidir. Her zaman koşturmakla, tırmalamakla ele bir şey geçmiyor. Ko dibine, rahvan gitsin...
Bir dahaki programımızda hocamızın "Aşk hariç yaşadığımız herşey kollektiftir" sözünü irdeleyeceğiz, şimdilik dağılabilirsiniz. Hadi bakim...
Rahmetli hocamız Ünsal Oskay'ın sözüydü bu. Laforizmalarından biri daha. Bilmiyorum, insanın hayatının öznesi olabilmesi ne kadar mümkün... Zira bazen nesneye, hatta suda sürüklenen çöp misali bir nesneye dönüşüyor bünye. Öyle bitkin, yorgun, güçsüz gibi hissediyor.
Böyle, kasabaya yeni bir film gelmiş de, sen de açıkhava sinemasının duvarından izliyormuşsun gibi. Hatta bazen ellerini göbeğinde kavuşturmak, çekirdek çitlemek istediğin anlar bile oluyor, itiraf et. O derece "dışarıdan" hissediyor bünye. Müdahale edici ya da yönlendirici değil, izleyici konumuna düşüyor. Sonra bir gayret geliyor, tırmala da tırmala... Ama ara sıra dinlenmek iyidir. Her zaman koşturmakla, tırmalamakla ele bir şey geçmiyor. Ko dibine, rahvan gitsin...
Bir dahaki programımızda hocamızın "Aşk hariç yaşadığımız herşey kollektiftir" sözünü irdeleyeceğiz, şimdilik dağılabilirsiniz. Hadi bakim...
"Dağılın!" denesiceler
Bazı olaylara/insanlara katlanabilmek için birçok şeye kulak tıkamak, onları yok sayarak görmezden/bilmezden gelmek gerekiyor. Zira çoğunun ayarı kaçmış, okkalanıp pohpohlanmaları ayrı bir iş kolu olmuş. Ama benim derdim değil. İtinayla çıkarıyorum hayatımdan, çekiyorum gözümün önünden. Az ama öz...
Gereksiz insanların kaprislerine, önyargılara, kadir kıymet bilmeyenlere, her daim (!) meşgullere, gönül bulandıran mıymıntılara, kötü niyetlilere, mutluysanız eğer buna pençe atmak için uğraşanlara, sizi değersiz hissettiren kıymetsizlere, fesatlara katlanmanın başka bir yolu yok zira. Kıymıkların ayıklanması elzem.
Zerre umrumda değilsiniz, ammavelakin çevremde olmanız sizin talihsizliğiniz olacak bundan sonra...
Gereksiz insanların kaprislerine, önyargılara, kadir kıymet bilmeyenlere, her daim (!) meşgullere, gönül bulandıran mıymıntılara, kötü niyetlilere, mutluysanız eğer buna pençe atmak için uğraşanlara, sizi değersiz hissettiren kıymetsizlere, fesatlara katlanmanın başka bir yolu yok zira. Kıymıkların ayıklanması elzem.
Zerre umrumda değilsiniz, ammavelakin çevremde olmanız sizin talihsizliğiniz olacak bundan sonra...
9 Kasım 2010 Salı
Zaytung dergileri
Dergiciliği özlüyor muyum? Genelde evet. Röportaj yapmayı, her sayıda değişik yazılar yazmayı, "Önümüzdeki sayı ne yapsak?" diye heyecanla düşünmeyi özledim. Yazdığım şeyleri somut olarak görmeyi, matbaadan gelen gıcır derginin sayfalarını karıştırmayı da özledim.
Zaytung. Ofis eğlencelerinizden sadece biri. Dergilere de girişmiş. Böyle eğlenceli dergiler olsa da yapsak :) Yaşlılarla fazla dalga geçseler de bazı yerlerde, mizah böyle bir şey. Eleştiriye açık. Taşlama.
Gelin, anne baba, stil, gezi, sağlık, üniversite dergileri de var. İşte yaşlılar için hazırladıkları.
Zaytung. Ofis eğlencelerinizden sadece biri. Dergilere de girişmiş. Böyle eğlenceli dergiler olsa da yapsak :) Yaşlılarla fazla dalga geçseler de bazı yerlerde, mizah böyle bir şey. Eleştiriye açık. Taşlama.
Gelin, anne baba, stil, gezi, sağlık, üniversite dergileri de var. İşte yaşlılar için hazırladıkları.
8 Kasım 2010 Pazartesi
Pazar tesisi... kanepe
Hareketli ve güzel bir hafta sonundan sonra mayış pazartesisi... Pazar tesisi, hmm... Kanepe oluyor bu tesis. Kediler ortalığı karıştırıp duruyor, demin üstümde uyudular, enerji depoladı tabii zıpalar. Bense mor pijama ve peluş sabahlıkla "Geleceğe Dönüş 2" izliyorum. Nedense burnuma, çocukluğumda soba üstünde çıtırdayan mandalina kabuklarının kokusu geldi. Kestane kebap olsa da yesem. Yine.
Ben kanepede, laptop kucağımda, kedilerden biri klavyenin ucuna yatıp ekranda koşuşan harfleri izliyor, öbürü de patisiyle onun kafasına basıp ekrana bir kat yukarıdan bakıyor. Onlar dublex, bir de ben; triplex haldeyiz. Arka fonda gırıltıları... Komikler.
Ben kanepede, laptop kucağımda, kedilerden biri klavyenin ucuna yatıp ekranda koşuşan harfleri izliyor, öbürü de patisiyle onun kafasına basıp ekrana bir kat yukarıdan bakıyor. Onlar dublex, bir de ben; triplex haldeyiz. Arka fonda gırıltıları... Komikler.
Uyusam mı uyumasam mı diye düşünüyorum bir taraftan. Üşengeçlik diz boyu. Filmi izlerken düşündüm de, gelecekteki halimi şimdiden görsem ben de Marty gibi tırsardım eminim. Teknoloji delice ilerlemiş filan, bense sütlaca dönmüş bir halde... Uyy! Jetgiller misali bir yaşam formu, tuhaf. Hani böyle bir saniyeliğine, acık ucundan görsek filan, yok, bu da iyi bir fikir değil. Bilmemek nefis, ignorance is bliss hesabı.
2 Kasım 2010 Salı
Obi & Yoda Diary_4
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




.jpg)

.jpg)