11 Ağustos 2012 Cumartesi

Tom-Emily-Reina-Stella-Natalia

Cumartesi günümün de bir kısmını kartpostal yazmaya ayırdım. Hava bir tuhaf. Hem kapalı ve rüzgarlı, hem de bunaltıcı ve sıcak.

Önce KOAH'tan muzdarip ve son dileği dünyanın her yerinden kartpostal almak olan Amerika'daki Tom'a yazdım, ardından da postcrossing'den kısmetime çıkanlara... 

Çin'deki Stella pek mütevazı "Ne yollasanız kabulüm" demiş, Hollanda'daki emekli öğretmen Reina "Manzara, bina, deniz kartpostalı severim" demiş, Tayvan'daki Emily "Deniz olsun, el işi kart katiyyen istemem" demiş, Rusya'daki Natalia "Egzotik çiçek, kurbağa severim" filan demiş ama kusura bakmasın,  diğerlerininkini denk getirdim de onun isteğine uygun kart bulamadım. 

Hepsinin dileğini az-çok yerine getirmeye çalıştım. Tom'a Karadeniz yaylası manzaralı bir kart yolladım. Elimdeki İstanbul kartının (camili) Fermina Daza'dakinin aynısı olduğunu görünce değişik bir kart olsun adamcağıza dedim.

Saat yönünde Tom (ABD), Emily (Tayvan), Reina (Hollanda), Natalia (Rusya), Stella (Çin)
Cuma günü de masamda birkaç zarf vardı. Fermina Daza'nın mektubu, Asuman (İnsan Olmak) ve Kara Kitap'ın kartları. Çok teşekkür ederiiim! Kara Kitap, tatilin şahane geçer umarım. Sevgili Asuman, blogunu açınca çalan şarkılara bayıldım :)


10 Ağustos 2012 Cuma

Einstein

Einstein'ın pek sevimli, eğlenceli biri olduğunu düşündürdü bana bu fotoğraflar. 

Kaynak (via)

Gitmek

Daha önce yazmıştım galiba. Olsun, ne çıkar...

Gerçi her seferinde de gerçekten Can Yücel'in mi değil mi, tereddüt ediyorum. (Netekim değilmiş.)



GİTMEK

"Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle yanına almak istediği üç şey falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız 'kalk gidelim', öbür yanımız 'otur' diyor.

'Otur' diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz... Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler... Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler... İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor. Hangi birimizle gitsin?

'Sırtında yumurta küfesi olmak' diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Gün içinde mesela... Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık. Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel."

Can Yücel değil Pakize Suda

Mad World

Çok sevdiğim bir şarkı. Donnie Darko filmiyle tanışmıştım sanırım.
Kadim dostum M.'den geldi. Teşekkür ederim.

9 Ağustos 2012 Perşembe

Ada ev

Issız adaya düşsem yanıma ne alırdım? Eğer ıssız adadan kastedilen bu adaysa sevgilimi, kedilerimi ve daha bir sürü şeyi  alırdım. Hem oralarda Yüksel Aytuğ filan gibi mahlukatlar da  yoktur. Mis. 

Drina Nehri'ndeymiş. Bayıldım. Fotoşop değil gerçek.

Diş?

Altın dişten daha kıymetli gözümde. Sanat eseri. Güzel reklam hazırlamış adamlar, beğendim. Tam Archive'lik.

Motto

Katılmamak elde değil :)