16 Nisan 2014 Çarşamba

İstanbul'un 9 canlı kedileri

Photo: Mario Pucic

İstanbul sokak kedileriyle var; kentin mühim bir ferdi ve simgesi onlar. Çöp kovalarının/konteynırlarının pasaklı efendileri, hayatta kalmak için her gün bir sürü mücadele veren dört ayaklılar... Mesela Vicdan da onlardan birinin hikayesi. Galiba İstanbul en çok sokak kedisi olan şehirlerden.

Ama şehir de, sokaklar da onları seviyor ve elinden geldiğince sahip çıkmaya çalışıyor. Esnafıyla, halkıyla... Kafeteryaların koltuğuna gömülüp uyumalarına, sahaf vitrinine kurulmalarına, kasap ve berber paspaslarına tünemelerine, tentelerin üstüne kıvrılmalarına müsaade ediliyor. Bu güzel de bir şey bence. Balıkçılar göz hakkıdır deyip balıklardan paylarına düşenleri veriyor onlara. Kapısında yalanıp durdukları lokantalar da üç-beş gıda veriyor.

Su kapları, mama kapları bırakılıyor sokak köşelerine, yemek artıkları veriliyor... Biz mesela sürekli mama taşıyoruz arabada, ihtiyacı olanın önüne boşaltıyoruz. Eh, bazı vicdansızlar da çıkmıyor değil elbette ama, az olmalarını umuyoruz onların.

Ceyda Torun, İstanbul'daki sokak kedilerinin belgeselini 9 Canlı "İstanbul'un Kedileri" adıyla yazıyor  ve çekiyor. Belgeselin 2015'te vizyona girmesi bekleniyormuş. Buyrun aşağıdaki de teaser'ı...

Alırım patlamış mısırımı, Obi'yle Yoda'yı da, giderim izlemeye.

Herhalde dünyanın en fazla kedi nüfusuna sahip bir şehridir İstanbul. Şehir, kedileri sever ve sahip çıkmaya çalışır. Kedilerin İstanbul’daki hayatını Termite Films prodüksiyonuyla Ceyda Torun hem yazıp hem de yöneteceği 9 Canlı “İstanbul’un Kedileri” adlı bu belgeselle betimleyecek. 2015′te vizyona girmesi beklenen belgeselle ilgili güncellemeleri ise Facebook ve Twitter‘dan takip edebilirsiriz. - See more at: http://elmaaltshift.com/2014/04/15/nine-lives-cats-in-istanbul/#sthash.ZuDdCo3o.dpuf
Herhalde dünyanın en fazla kedi nüfusuna sahip bir şehridir İstanbul. Şehir, kedileri sever ve sahip çıkmaya çalışır. Kedilerin İstanbul’daki hayatını Termite Films prodüksiyonuyla Ceyda Torun hem yazıp hem de yöneteceği 9 Canlı “İstanbul’un Kedileri” adlı bu belgeselle betimleyecek. 2015′te vizyona girmesi beklenen belgeselle ilgili güncellemeleri ise Facebook ve Twitter‘dan takip edebilirsiriz. - See more at: http://elmaaltshift.com/2014/04/15/nine-lives-cats-in-istanbul/#sthash.ZuDdCo3o.dpu

 
Nine Lives - Cats in Istanbul - TEASER from Charlie Wuppermann on Vimeo.

14 Nisan 2014 Pazartesi

Mini mini mimler, güzel şeyler

Haftaya tıkalı trafikte başlamak şahaneymiş yahu. İstanbul'u sis basmış efenim, dolayısıyla deniz ulaşımı yok ve herkes zaten kilit olan kara yoluna hücum etmiş. Her yer adım adım. Nefis. Neyse, kahvaltımı edince biraz sakinleştim, geçti huysuzluğum :) Arkadaşımın çektiği fotoğraftan görüleceği üzere, İstanbul Boğazı bu sabah böyle.


Ceren'in güzel şeyler mimini geç fark ettim, özür dilerim ve mimlediği için de teşekkür ederim. Konusu içimi ferahlattı. Sayesinde güzel yeni insanlar tanımak da cabası. Hayatta güzel şeyler de oluyor diye düşünmek iyi geliyor insana arada. Bahar geldi, sonracığıma hafta sonu ne zamandır ilk kez uyuyabildim, bunun ne kadar büyük bir mutluluk olduğunu unutmuşum mesela. Kıymetini bilmek lazımmış. Öyle alelade bir şeymiş gibi küçümsememeliymiş insan.

Bu sabaha karşı babamı gördüm rüyamda. Ben işten kaytarıp bir çikolata dükkanına gidiyordum, böyle tepsi içinde sıra sıra sıcak çikolatalar, renkli çikolatalar ikram ediyorlardı. Sonra babam muzip bir şekilde uzatıyordu kapıdan kafasını, "Aa, baba! Gel, bak sen de seversin!" diyordum ona ve ağzımız burnumuz batana kadar çikolata yiyip içiyorduk. Güzeldi...

Mim şu şekilde yayılıyor: Buraya mimi kimden aldığımızı yazıyor (ki benim için Ceren), link veriyoruz ve sonra son zamanlarda duyduğumuz "güzel bir şey"i ekliyoruz. En sona da bu mimi kimlere göndereceksek, onları yazıyor ve link veriyoruz. Bu ka...

Benim bu aralar aldığım güzel haberlerden biri, bir İtalyan'la ilgili. Adı Antonio La Cava, emekli bir öğretmen. "Bibliomotocarro" ya da mobil kütüphane adını verdiği kitapla dolu triportörüyle ülke ülke gezip çocukları kitap okumaya özendirmeye çalışıyormuş. Nefis gezici kütüphane. Ben küçükken böyle otobüsler vardı kütüphane olarak çalışan, İzmir'de 80'lerin sonunda denk gelmiştim en azından; onlara benziyor.

Okuma yazma bilmemenin büyük eksiklik olduğunu düşünen La Cava, böyle bir emeklilik düşü yaratmış kendine. Çok takdire şayan. Böyle insanların varlığı, yaptıkları minik ve kişisel bir çaba da olsa insanı mutlu ediyor. Eşekli kütüphaneciyi bilir misiniz, onu anımsattı bana. Bir de Jose Mujica var ki, kendisiyle ilgili her haber insanlığa karşı inancımı yükseltiyor yemin ederim. Keşke bizim başkanımız olsa...


Bir-iki mühim ve güzel haber daha var ama onlar için biraz zaman lazım, şimdiden yazamıyorum... Of, böyle de çok gizemli gibi oldu ama valla değil. Bu mimi bitireyim, söz, Yol Şarkıları'nınkini de yazacağım.

Mime buyur ettiklerim, içinizden gelirse yazın.

Elif 

Güzel bir şey bulup yazmak zor gibi, ben de epey düşündüm ama iyi geliyor insana. Yazdıkça büyür, büyüdükçe iyi gelir, sise değil de erguvana boğulmuş Boğaz gibi olur. Valla.

11 Nisan 2014 Cuma

Foxes

Dün bütün gün evde debelendim. Sabaha kadar sıfır uyku, tavan yapmış ağrı. Gelemedim işe. Kollarım kan testinden ve serumdan delik deşik, makarna süzebilecek durumdalar. Artık sıra sağda mı solda mı diye sormayıp, boş buldukları yerden çalışıyorlar. Bu ağrıların, yataktan kalkamamaların sonuna yaklaşmışımdır umarım. Tuhaf bir psikoloji, yaşam enerjim kalmadı yemin ederim. Doktor önerisiyle camsil gibi görünen Powerade içeceğim hiç aklıma gelmezdi.

Dinlenmek için evde kaldım ama bizim apartmanın hemen arkasındaki lise ve ilkokulun enerjik öğrencileriyle mikrofonu gırtlağına sokan müdürlerini unutmuşum. Camı pencereyi kapattım, bağrış çığrış arasında uyumuşum. Bütün gün uyku hali arasında bir ara Kars'ta gördüm kendimi, bir ara babamı görür gibi oldum. Şu alttaki kediyi görünce tam kendimi buldum, peşinden de tilkileri görünce iyi hissettim birazcık. 

Mutlu olacak şey bulmak pek mümkün değil zaten memlekette, bir de sağlık alarm verince beziyormuş bünye. Bir sürü konser ve festival başlıyor, film festivaline yan gözle bile bakamadım. Eskiden heyecanlanırdım böyle şeyleri görünce, bahar filan ne bileyim.... Ama enerjim yok. Her şey öyle pıt diye unutulmuyor, unutabilenlere imreniyor insan. 

Kanal değiştirirken Nagehan Alçı'yı gördüm dün yine, terlik fırlatasım geldi.  Nasıl bir çaçaronluk, anlamak mümkün değil... Dünyanın en tencere-kapak ikilisi sanırım kocasıylan kendisi.











Via

3 Nisan 2014 Perşembe

Köpeklerin sessizliği

Şimdiye kadar hiç köpeğim olmadı, evde bir köpekle yaşamadım. Ama sokakta gördüğüm her köpeğe sevmek için sırnaşırım, köpekleri de kedileri de çok severim. Nedense hep kedi oldu evimizde. Köpekle yaşamak için bahçeli bir evin olması gerektiğini düşünüyorum ben daha çok. Eve tıkılmasın, koşsun, hoplayıp zıplasın diye... Kediden daha enerjik neticede.

Arabada bırakılan  köpekleri gördüğümde de pek üzülürüm. Sahibinin, anahtarı üstündeyken arabada bıraktığı ve panikle içerde koştururken tüm kapıları yanlışlıkla kilitleyen bir köpeğin haline tanık olmuştum yıllar önce. Panikten mahvolmuştu zavallım. Ve sahibi gelip de onu bir şekilde kurtardığında, suratındaki o "Özür dilerim" bakışı... Oy!

Fotoğrafçı Martin Usborn, arabada yalnız bırakılan köpekleri fotoğraflamış. Kısa bir süre için, çekim icabı orada olsalar da halleri pek iç burkucu... "Beni alacaksınız di mi burdan?" "Huu, ama niye gelmediniz ki hala?" der gibi bakıyorlar. Kıyamam.






2 Nisan 2014 Çarşamba

Sabahattin Ali...

Sabahattin Ali'nin ölüm yıldönümü bugün. 2 Nisan 1948'te koparıldı bu dünyadan. Daha yazacak çok şeyi varken, çok sevdiği kızına anlatacak daha çok şeyi dururken... 66 yıl önce bugün katlettiler onu.  Çok zaman geçti, hunharca canına kıyılan insanlar bitmedi.
Kitaplarını ilk  ne zaman okudum hatırlamıyorum ama ne zaman Kürk Mantolu Madonna'dan satırlar hatırlasam, içim titrer... 

"İnsanlar birbirinin maddi yardımlarına ve paralarına değil, sevgilerine ve alakalarına muhtaçtırlar. Bu olmadıktan sonra, aile sahibi olmanın hakiki ismi, 'birtakım yabancılar beslemek'ti"

"Bu karanlık ve sıkıntılı manzara ne kadar güzeldi! İçime çektiğim bu ıslak hava ne kadar tazeydi! Yaşamak, tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantık ile akıp gidişini seyrederek yaşamak; herkesten daha çok daha kuvvetli yaşadığını, bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak... ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak..."

"Şimdi ben gidiyorum fakat ne zaman çağırırsan gelirim... dedi. Evvela ne demek istediğini anlamadım... O da bi an durdu ve ilave etti:
Nereye çağırırsan gelirim!"


Böyle bir üzüntü tanımı olabilir mi? 

"Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm.”

1 Nisan 2014 Salı

Çimlerde yuvarlanma isteği

Photo: Tim Walker
Çünkü temiz hava ve çimlerde yuvarlanmak iyi gelir insana... Arada lazım. Hele bu ara.