aylaklık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aylaklık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2010 Pazartesi

Aylaklığın 1. ay dönümü, kutlu olsun!

Sevgili günlük, bugün (aslında yarın akşamüstü ama, olsun) aylak oluşumun tam birinci ayı. Kutlanacak şey mi sence bu? Bilmem. Zaman hiç geçmeyecekmiş gibi gelirken, 1 ay olmuş bile. 5 Mart Cuma'dan 5 Nisan Pazartesi'ye... 

Haftanın sonundan haftanın başına, böyle geçiyor işte zaman. 

26 Mart 2010 Cuma

Aylaklığa övgü/sövgü


Bu laf komikmiş: "Oturabiliyorsan ayakta durma, yatabiliyorsan oturma."

'Aylaklığa övgü' haline daha ne kadar devam edebilirim, bilmiyorum. Bertrand Russell, beni anlıyormuş. Tam duruma uygun kitap adı. Evde benden başka biri olunca, düzenim şaştı, üşengeçliğim katlandı. Kendi rutinlerimi yapamadım, mesela sahilde yürüyemedim.

Aylak dediğin ha babam sofra kurup kaldırır, yemek pişirir, bulaşık yıkar, ortalık toplar mı yahu? O kadar da hizmetkâr bir bünye değilim ben. Ha ha! (Abicim sen sakın alınma, bacın yabani bu ara, kusuruna bakmayacaksın.) Aman zaten yemek dediğim de domatesli soğanlı makarna ile salçalı pattizli köfte. Üşenmeyip balık alsaydım hamsi buğulama filan yapardım. "Dışarıda yiyelim" diye tutturdu oğlan, alındım yani. Malzemeler bu kadarına elverdi esteban, gelme üstüme.

Televizyon gündüz kuşağı ise kör bıçakla bileklerimi kesme isteği uyandırıyor. Korkunç! Neyse ki NatGeo sayesinde kunduz, kurt belgeseli filan izliyorum.


Benden sonra çıkarılan arkadaşlara göre bir iş ilanı gördüm, arayıp haber verdim hemen. Daha kendime hayrım yok ama, bari arkadaşlara faydam dokunsun. Bizim işler böyle, olursa tanıdıkla olur. O kariyer sitelerinden bir cacık olur mu, sanmıyorum. Gelelim karşılaştırmaya...


Aylaklığın avantajları (övgüler):
  • Boğaz'a, adalara gidebilmek için hafta sonunu beklemeye gerek yok.

  • İnsan ve araç trafiğine mahkum olma derdi yok.

  • Pazartesi sendromu yok.

  • Sabah erken uyanma, kendini yataktan sökme derdi yok.

  • Ofiste sıkılıp saatleri hatta dakikaları sayma derdi yok.

  • "Ay şimdi evde olsaydım da kitap okusaydım, hava tam sinema havası" gibi şeylere hayıflanma derdi yok.

  • Evdeki fazla giysilerle kitapları ayırma, ihtiyacı olanlara vermek için zaman var. (Enerji de olur bir ara)
Züğürt tesellisi mi diyorsunuz, aa dezavantajlarını da yazacağım ama. Lütfen.

Aylaklığın dezavantajları (sövgüler):
  • "Paranı yok gibi harca" lafını dinleme derdi, "Tazminat ne zaman yatacak yahu?" endişesi var.

  • Ne kadar süreceği bilinmeyen bu molanın belirsizliği, tedirginliği var. Yaşlı akrabaların, bazı arkadaşların "Ay, yazıık!" hayıflanmasına, "Yok ya, yorulmuştum zaten" bahanesiyle karşılık verme derdi var.

  • Gündüz kuşağı programlarının; evlendirme, yemek yapma zorlamalarının korkunçluğuna dayanma derdi var. (En iyisi TV açmamak)

  • İnsanlardan uzaklaşma; fazla gelen ve samimiyetsiz/gereksiz herkesten kurtulma, alınganlaşma derdi var.

  • Hep aynı şeyleri yapıyormuş gibi rutinde boğulma derdi var. (Bu bir klasik, aylak değilken de dertti.)
Övgüye torpil geçtim farkındayım, o kadar motivasyon kıyağım olsun kendime...

Ve çalışmak köleleştirir. Evet.

17 Mart 2010 Çarşamba

Aylaklık üzerine birkaç kelam



Hayatta alışkanlıklar yönetiyor
insanı. Adaptasyon, mühim şey... Hayatta kalma nedeni. İş'inden olunca da ilk bu sarsıyor bünyeyi, "E ben şimdi ne yapacağım?!" sorusu. Ne de olsa her sabah erken kalkmaya programlanmıştır beden. Pek sevilmese de işe gidilir, akşam da çıkılır, eve gelinir ya da arada arkadaşlarla buluşulur vs... Hayat böyle bir sarkaçta gider gelir, iş-ev, arada dışarısı...

Çalışmak böyle bir şey işte, rutin. Ama bir gün o da bitince, işinden de olunca; aslında bunun hayatının ne kadar büyük kısmını kapladığını fark edip boşluğa düşer insan. Rutin kırılmıştır çünkü. Bir anda bir sürü zaman birikmiştir cepte, işle ise patronların sevdiği deyimle "yollar ayrılmıştır". İş değil, işteki arkadaşlar özlenir zaten. Ha bir de maaş tabii. İşsizlik bu açıdan sarsar, e peki para n'olacak? İşsizlik kötü, aylaklık güzeldir vesselam. Yaman çelişki.

Bende de böyle oldu, önce şaşkınlık. Kalakaldım. Ne yapacaktım ben şimdi evde? Nasıl geçecekti zaman? Ne zaman iş bulabilecektim bir daha? Ne kadar uzun sürecek bir molaydı bu? Sorular, belirsizlikler, endişeler...

Ama buna da alışılıyor, bir süre "öylece" durduktan sonra yavaş yavaş kendine geliyor insan. Dışarı çıkmaya, yapamadıklarına zaman ayırmaya başlıyor. Film, kitap, müzik; okumak, yazmak, izlemek, dinlemek... Hayat devam ediyor.

İşte aylak oluşumun 12. gününde bu blogu açışım bundandır. Sait Faik'in dediği gibi "Yazmasam çıldırabilirdim" durumundandır.

"Aylak Adam"ı da severim, o ayrı :)