ev hali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev hali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2011 Pazartesi

40 metrekare yeter

40 m2 Almanya diye bir film vardı. İşte karşınızda 40 metrekare ev. Ikea yerleşimleri dışında bu kadar akıllıca yapılmış bir minik alana sığdırma çalışması görmemiştim. Bir de Japonya'da böyle toplu konut gibi bir şey var ama bekarlar için. Hatta böyle oteller de vardı. Ama onlar  tabutluğa benziyor, hoşlanmamıştım. Bu ise pek sevimli bir yaşam alanı. Buyrun burdan yakın.

16 Ekim 2011 Pazar

Ev halleri


Dün evden hiç çıkmadım. Hiç de şikayetçi değildim halimden. Eskiden sıkılırdım ama şimdi evde olmayı seviyorum. Ama şöyle yukarıdaki gibi bir köşe olsaydı, işe bile gitmek istemezdim muhtemelen. Şuradan aparttım kendisini. Yaşlılık belirtisi mi bilmiyorum ama özellikle kötü havalarda dışarı çıkasım pek gelmiyor. Trafik, kalabalık vs vs... Sevimsiz. 

Bisikletle pek haşır neşir olmasam da, iyi hissettiğimiz zamanlar için gelsin:


6 Ağustos 2011 Cumartesi

Sil parlat

Yeni evdeki sabah mesaimiz sabah 8-8.5 gibi başladı. O saatte elektrik süpürgesi çalıştırıp komşuların nefretini paratoner gibi çekmek istemediğimden, buzdolabının içini temizlemekle başladım. Böyle tüm parçaları çıkararak, tek tek. Akabinde ustalar sökün etmeye başladı.



Bosch'çu amcalar fırınla bulaşık makinesini, bir takım tombul amcalar raydolabı getirip kurdu; sonracıma Teledünya'cılar her yeri delip tavandan kablo çekip çifte bağlantıyı yaptı, telefoncu amca telefonu bağladı (o epey uzun kaldı valla, bir ara bizimle oturacak sandım) ve en son da duşakabinci teşrif etti...

Curcuna gibiydi ev, ben de manyak kadınlar gibi elimde bezle koşturup durdum. Bir ara sokak kapısı açıkken, bir kadını paspasın ordaki ayaklı merdivenimize tırmanırken yakaladım. Tuhaf bir manzaraydı, göz göze geldik; kadın ilk basamaktan apar toper inerken "Kolay gelsin" diye kekeledi. Deli mi ne!

Sürekli bir "Karate Kid" sahnesi gibiydi günüm: Sil parlat, sil parlat... Sen süpür sil, sonra matkapla duvarları delsinler; her yer batsın, yine başa dön. Sevgili de prizlerle lambaları takıp mobilyaları kurdu, ben arada TV izleyerek kanepede uyukladım. Duşakabin panellerini devirip daha kurulmadan birini kırmanın vicdan azabıyla sızdım biraz koltukta, dinlendim. Sonra yine işe devam.

Ne zormuş la taşınmak! Ama ev, yavaş yavaş şekilleniyor gözümüzün önünde. Akşama kadar debelendik, sonra eksikler için hop Koçtaş. Puzzle lamba almak gerçekten kötü bir fikirmiş, ehm, değiştirmek isabet oldu. Bu arada, o mutfak güzeldi ha! Koçtaş, Ikea ve Bauhaus'u seviyorum. Tuhaf manzaralar oluyor, klozete oturan şişman teyze komikti mesela.

Şimdi ise yatay halde "Karayip Korsanları" izleyip dondurma yiyoruz. Orlando Bloom ve Johnny Depp kılıç şakırdatıyor. Ay, filmin müziğini atv haber o kadar kullandı ki, içim kıyıldı. Her yanım ağrıyor, ağrı kesici içip zıbarmak tek emelim. Yoruldum be.

9 Şubat 2011 Çarşamba

Gündüz TV izleme

Evde istirahat hali... Sağımda solumda şuruplar, pastiller, C vitaminleri ve burun fısfısları... Kedükler üstümde yatıyor, ben hapşırdıkça yerlerinden zıplayıp kaçıyorlar. Sonra tekrar vaziyet al, mayış. Sevmem sürekli yatma halini, sıkılırım. Ayak bileğimi kırdığımda 3 ay yatmıştım da, delirmeme ramak kalmıştı. Doktorla o kadar antibiyotik için pazarlık ettim, ısrarla rapor yazdı. "Yat dinlen, bu ilaçları kullan, bol sıvı al." Peki. Ihlamur ve tavuk suyuna çorba kürüne devam...

Gündüz kuşağı programları beni daha çok hasta ediyor, dumura gark ediyor, onu anladım. Derya Baykal yünün içinden çıkan silindir kartondan bilezik yaptı demin. Sevgililer günü mantısını göremeden değiştirdim kanalı. İsabet. Ebru Şallı pilates dersindeydi. Değiştir. Seren Serengil evlilik programı sunuyor. İşte bu komikmiş. Absürt bir durum. Bu arada, TNT'yi kaybetmekten ötürü müteessirim. Petek Dinçöz, Mehmet Ali Erbil... Oy oy, kaç!

Ne diyordum, hah, evlilik programları. Seren Serengil eskittiği kocaları halka yapıp boynuna taksa, Masai Mara zürafası az gelir. Bu programda işi ne? Bir yanda bakıyorum, yurdum insanı evlilik için ne hallere düşer olmuş. Koca derdi dağları aşmış. Sorulan ilk soru da "Maaşın ne kadar? Evin var mı?" Bir teyze çıktı, yeminle 80 vardır, zor yürüyor. O da dedi: "Evin var mı?" Teyze senin ne işin var orda? Olsa olsa "Huzur evin var mı?" diye sormalısın sen. Bu yaşta evlenip n'apacaksın? Adam bir  bardak su istese sevabına, kalkıp veremezsin ki. Hesabı şuymuş, adamın evi torunlarına kalsınmış. E ya sen önce gidersen, takma dişlerini mi bırakacaksın adama?

O kadar acayip ki. 21 yaşındaki muhasebeci kız da koca derdinde, 80'lik sütlaç teyze de. Sorular ise aynı: "Maaşın ne kadar, evin var mı?" Çıksa karşına 30'luk bir oğlan, evi var mıdır sence? Benim yok misal. Erkek olup da çıkaydım bu programlara, bulamazmışım bir kısmet. .

Neyse, bakayım kitaplığa... Elbet elime gelir bir şey. Gündüz programı bildiğin elektrik sarfiyatı, beyin hücresi ziyanı...