fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2014 Çarşamba

Malkovich Malkovich

John Malkovich gerçekten acayip adam. Aktör olarak severiz, sayarız. Sonuçta içinde adı geçen bir film çevrilmiş büyük bir oyuncu kendisi. Ego şişmez mi? Şişer. Bkz. John Malkovich Olmak, ki bence o da az acayip film değildi. Bana normal hayatında da pek çatlakmış  gibi gelir hep. 

Şimdi de birçok ünlü fotoğrafçının çektiği unutulmaz fotoğrafta, fotoğraflardaki kişilerin yerine geçip aynı kareler için yeniden poz vermiş. Malkovich'le defalarca çalışan fotoğrafçı Sandro Miller, kendine ilham veren unutulmaz fotoğraf kareleriyle özel bir şey yapmak istemiş. Model olarak da John Malkovich'i seçmiş. Aktör uniseks bir model olmuş, makyaj, ışık, prodüksiyon vs hepsi çok başarılı. Serinin adı da “Malkovich, Malkovich, Malkovich: Homage to photographic masters.”  

Ama yani sadece poz vermek değil bu, başka bir şey. Resmen canlandırmış, yeniden yaşamış o anı, o kişinin suretine bürünmüş. Yaşsız, cinsiyetsiz bir insan gibi. Malkovich ifadeleri, mimikleri, duyguları şahane bir şekilde tekrarlarken, Miller da ışığı, kompozisyonu ve modu ustalıkla yeniden yaratmış. Bu arada fotoğrafların hiçbirinde photoshop kullanılmamış.

Göçmen annenin olduğu ilk kareyi gördüğümde şaşırıp "Aaa, ama bu kadın John Malkovich'e ne kadar benziyor" dedim. Kalanı da iyi, bizde böyle bir proje olsa kim bu kadar iyi performans çıkarır? Aklıma hiçbir isim gelmedi.

Gerçi Picasso'da Mazhar Alanson'u, Jack Nicholson'da da Özkan Uğur'u andırmıyor değil.

Sandro Miller, Dorothea Lange / Migrant Mother, Nipomo, California (1936), 2014
Sandro Miller, Philippe Halsman / Salvador Dalí (1954), 2014
Sandro Miller, Albert Watson / Alfred Hitchcock with Goose (1973), 2014
Sandro Miller, Victor Skrebneski / Bette Davis (1971), Los Angeles Studio, 2014
Sandro Miller, Andy Warhol / Self Portrait (Fright Wig) (1986), 2014
Sandro Miller, Gordon Parks / American Gothic, Washington, D.C. (1942), 2014
Sandro Miller, Yousuf Karsh / Ernest Hemingway (1957), 2014
Sandro Miller, Irving Penn / Pablo Picasso, Cannes, France (1957), 2014
Sandro Miller, Arthur Sasse / Albert Einstein Sticking Out His Tongue (1951), 2014
Sandro Miller, Arthur Sasse / Albert Einstein Sticking Out His Tongue (1951), 2014
Sandro Miller, Bert Stern / Marilyn in Pink Roses (from The Last Session, 1962), 2014
Sandro Miller, David Bailey / Mick Jagger “Fur Hood” (1964), 2014
Sandro Miller, Edward Sheriff Curtis / Three Horses (1905), 2014
Sandro Miller, Herb Ritts / Jack Nicholson, London (1988) (A), 2014
Sandro Miller, Diane Arbus / Identical Twins, Roselle, New Jersey (1967), 2014

Via
Burada da varmış.

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Bekle bekle dur...

Böyle kedi gibi bekledik 'iyi' bir şeyler olsun memlekette diye ama, ı-ıh yine olmadı... Tatil dönüşü ilk pazartesi, kendime gelmekle geçecek sanırım. İstanbul'a döndüm, pişmanım; çok sıcak bir de. Kendime bir geleyim, yazarım ordan-burdan. Şimdilik herkese iyi haftalar efenim. 



29 Mayıs 2014 Perşembe

Mari Teyze'nin domatesleri

Bağımsız fotoğraf kollektifi olan Nar Photos, 10 yıllık arşivinden bir derlemeyi  sergiye dönüştürmüş. 2003-2013 yılları arasında çektikleri fotoğrafların bazılarından oluşan "Yolda" sergisi, Türkiye'nin yakın tarihinde yaşanmış olayları, etkisi bugüne dek uzanan durumları da önümüze seriyor; gölgede kalan hikayeleri gün yüzüne çıkarıyor. 

Tolga Sezgin / Antakya, 2008
Yukarıdaki fotoğrafta, Türkiye'deki son Ermeni köylerinden biri olan Vakıflı'da seradan domates toplayan Mari Aydın var. Köyde 2004 yılından beri organik tarım yapılıyormuş. Mari teyzeye özenmemek elde değil, bir gün bizim de böyle bir bahçemiz olur belki, kim bilir...

Yaşamın farklı durumlarını ortaya seren ve yakın geçmişe dair toplumsal bir hafıza yaratan Nar Phors'çuların eline sağlık. Görmek isteyenler için sergi, 28 Mayıs - 9 Kasım 2014 tarihleri arasında İstanbul Modern'de. 

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Bir Çocuk İki Kedi

Günlerdir kalbimizi sıkıştıran acılar şimdi mahkeme duvarlarında, adeletin yerini bulacağına inanabilsem belki içim biraz olsun rahatlayacak. Ama o insanların acısını unutmak mümkün değil, aileleri için zorluk bundan sonra başlıyor. Giden de geri gelmiyor... 

Akın Arslan'ın dediği gibi, "Felaketler nedeniyle ‘olağan işlerimizi’ yaparken, olağan içerikler hazırlarken utandığımız günlerden geçiyoruz yine. Hayat bir türlü normale dönemiyor"

Dün gece rüyamda babamı gördüm, böyle içim çok daraldığında, yüreğim sıkıştığında görüyorum bu aralar. Çok azını hatırlayabiliyorum ama. Antikacı, bitpazarı gibi bir yerdeymişiz; ibrikler, çaydanlıklar... Sanki hep onunla gitmek istediğim ama bir türlü gidemediğim Mardin, Urfa gibi bir yerde. 

Bakındığımız eski çaydanlıkların, ibriklerin içinde içecek soğuk ve güzel bir şeyler varmış, babam onlara bakıyor, tatmak istiyor. "Boşver onları baba" diyorum, "Su candır. Soğuk su var bunda bak, bunu iç" Bölünüp duran uykumun arasında onu görmek içimi ferahlattı. Hatta "Sabah arayıp babamı, anlatayım rüyamı" diyecek kadar şuur gitmiş galiba gecenin 3'ünde. Sabah 7'de alarm çalınca hepsi uçup gitti. Gerçek kaldı geriye.

Uzak bir yerlere gitmek istiyorum, böyle yeşillik, sakin. Uzak olması da gerekmez aslında. Çanakkale'ye, Kars'a beraber gittiğimiz arkadaşlarımızla hep dediğimiz gibi "Şuraya bi kulübe kondursak ya" dediğimiz güzel, yeşil, huzurlu bir yere. Etrafta sadece dere şırıltısı, keçi melemesi olan; domates biber yetişen bir bahçesi, arkada meyve ağaçları olan bir yere. 

Belki de bir gün beyin ailesinin fındıklığına küçük bir kulübe kondurabileceğiz, elleriyle yapmak istiyor o kulübeyi; bunu hayal etmek bile iyi hissettiriyor. Ne de olsa çocukluğunun geçtiği, anneannesinin onu şefkatle sardığı yer orası. Bahçesinde oynadığı, sobasının dibinde uyuduğu, bahçesinde anneannesinin şahane yemeklerini yediği yer. Aile bağları iyi geliyor insana, güvende hissettiriyor. Bunları düşünürken, dostum E'den şahane fotoğrafların olduğu bir link geldi. Gülümsedim sabah sabah.

Rus fotoğrafçı Andy Prokh'un fotoğraf projesi geçen yıl başlamış, modelleri ise kızı ve iki kedisi. Cimcime de iki kedi de hallerinden memnun gibi görünüyor. Hepsi büyüdükçe, seri çeşitleniyor. Prokh'un sitesine bakınca fark ettim, bayıldığım gözlüklü kedi fotoğrafı da kendisine aitmiş. Web sitesi de şurası

Via









30 Nisan 2014 Çarşamba

Vivian Maier: Dadıdan fotoğrafçıya

Vivian Maier, ömrünün 40 yılını dadılık yaparak geçirmiş. 1950′lerden 1990′lara kadar Chicago’da dadılık yaparak hayatını kazanmış. Ama içe dönük biri olan Maier, çocuklarına bakmak üzere yanına taşındığı aileden, gelir gelmez kaldığı odanın kapısına kilit koymalarını istemiş. Şimdi olsa "münzevi" diye yaftalanabilecek bu yalnız kadının gizli tutkusu ise fotoğrafmış.


Fotoğrafla tutkuyla uğraştığını, yanında kaldığı aile bile bilmiyormuş çünkü kimseye göstermiyormuş çektiklerini. Sakla sakla nereye kadar, kıymeti sonradan anlaşılmış. Maier 2009 yılında hayatını kaybedince, eşyalarını sakladığı depo borçları yüzünden kadıncağızın eşyalarını açık artırmaya çıkarmış. 

Ve tesadüfe bakın ki John Maloof adlı, yazdığı kitap için Chicago’nun eski fotoğraflarını arayan bir meraklı emlakçı, açık artırmada Maier’in negatif dolu kolilerinin en büyüğünü satın almış. Yüzbine yakın fotoğraf... Gizli bir hazine! Maloof gördüğü fotoğrafların değerini fark edip Maier’in binlerce fotoğrafını gün ışığına çıkarmış. İyi ki de böyle bir şey yapmış... Yoksa Vivian Maier gibi bir kadından hiç haberimiz olmayacak, fotoğrafları kim bilir nerelerde çürüyecekti. Gerçi ne yazık ki ona bir faydası olmamış ama...


Chicago sokaklarında dolaşan ve günlük hayatı Rollefex marka makinesiyle fotoğraflayan Maier'in fotoğrafçılık eğitimi yok. Ama bu sonuçta yetenek, gözlem gücü ve içgüdüyle alakalı ve tümü de onda varmış. Nasıl bir kadındı acaba? İnsan merak ediyor. Sessiz ve kendi halinde görünüp de, içinden böyle cevherler çıkaran insanlara hayran olmamak elde değil. Şimdi devir "selfie" ve kendini ifşa edip övme devri ne de olsa.


Maier artık tanınan, New York'ta sergileri açılan ve Vivian Mayer: Sokak Fotoğrafçısı kitabı sayesinde (muhtemelen tercih etmeyeceği) şöhreti ölümünden sonra yakalamış bir fotoğrafçı. Hayatıyla ilgili bir de film çekilmiş 2013'te, "Vivian Maier'i Bulmak" (Finding Vivian Maier). 2014'te vizyona girecekmiş. Hatta 2013 Toronto Film Festivali'nde de dünya prömiyeri yapmış. Merakla bekliyorum. Umarım gelir buralara.


 Çektiklerine bazı fotoğraf sitelerinde rastlıyordum ama hayat hikayesinden haberim yoktu. Takipçisi olduğum sanatblog'da rastladım. Hayatı üzücü gibi aslında. Keşke hayattayken, çektiği fotoğrafların değerli olduğunu görebilseydi. Belki de için için biliyordu, kim bilir...


Merak edenler için burası sitesi. Sitenin şu kısmında seyahat fotoğrafları, bu kısmında da otoportreleri var.