eğitim filan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim filan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2012 Cumartesi

Daima konnekt

Oğlanlar ve beyle kaplan belgeseli izliyoruz. Hepsi ısırmalık olan kaplanlar büyüdü. Önce bebekliklerini izledik, biri albino idi ve hepsi çok güzel. Önce televizyona sonra oğlanlara bakıp "Yerim ulen sizieeee" nidalarıyla araplara sarıldım. Belgesel sonrası kedüksever sendromu.

Bugün Bilgi Üniversitesi'nde bir sertifika programına başladım: Yurttaş gazeteciliği. Sosyal medya, web 2.0 derken, ilk ders eğlenceliydi. Erken gelmişim kampüse; kahve aldım, ortalıkta dolandım, tasarım ürünlerin, özellikle de nefis defter ve çantaların satıldığı kısımda epeyce oyalandım. İki de sergi vardı ama derse geç kalacaktım, artistik binaya yollandım. Santral İstanbul, pek beğendiğim binalarla dolu. Efes One Love'da da ortama hayran kalmıştım. Bu okulda okumak isterdim doğrusu.

Neyse, bir sınıf dolusu insan (ki çoğu iletişim mezunu ya da öğrencisi) facebook, twitter, friendfeed derken katılımcı kültürden, sosyal medyadan ve günümüzdeki yükselişinden bahsettik 2-3 saat boyunca. Örnekler üzerinden gittik, o an online bir sayfa açtık vs vs... İçini doldurmamız gerekiyor, sanırım uğraşmak gerekecek. Sınıfta "İnternetime dokunma!" eylemini organize edenlerden biri vardı, takdirle karışık dinledim kendisini. 

Ben ne zamandır twitter'ı kullanmadığımı fark edip bir ara önümdeki kızın saçındaki çıt çıt'lara dalmışken, birkaç tanesi akıllı telefonlarından dersin yeni açılan sayfasına canlı canlı twit gönderiyor; kimi de i-pad'inden bir şeyler yazıp yolluyordu. Bildiğin spiralli defterle gelmiş biri olarak demode hissettim kendimi. Utançla kahvemi höpürdettim.

Bu kadar online şeyle kuşatılsak  da, gerçek basit: Hayatımız boyunca arkadaş olabileceğimiz insan sayısı 150 olarak açıklanmış durumda, o yüzden facebook'ta 28 bin arkadaşı olmak hiçbir şey ifade etmiyor! Kimsenin elinden akıllı telefon düşmüyor yahu. Artık herkes bir yerden connected ve kolektif üretim ya da "irtibatı koparmayalım" geyiği facebook dürtmeleriyle sürüyor. Bak dürtme beni, dürterim seni.

13 Aralık 2011 Salı

Lö master dö la triplex

Sandviç hazırlamak için vakit bulabildiğim koştur koştur bir sabahtan sonra geldim işe. Oturdum bilgisayarın başına... Yeni müdürümüzün asistanından ilginç bir mail gelmiş. 

Kendisi (asistan değil, yeni müdür) 3 master yaptığı için biz pek eğitimsiz kalıyoruz sanırım gözünde. Ales, doktora ve master yapmak isteyenler asistanına haber vermeliymiş. İş İngilizcesi konuşmak isteyenler ise öğle paydosunda verilecek kurs için ayrıca başvuracakmış. 

Böylesi bir uygulama için sevinsem mi üzülsem mi, bilemedim. Kendisini bizi eğitmeye adaması hakkında ne düşüneceğimi bilemedim daha doğrusu. Şakacıktan ilkokul 3'ten terk olduğumu itiraf etsem mi diye düşündüm. Bir sonraki maile geçip ev yapımı sandvicimi kemirmeye devam ettim.

O sırada fonda şu çalıyordu: