11 Temmuz 2012 Çarşamba

Srebrenica



"televizyonda bir kadın ağlıyor... iki gözü iki çeşme, göğsü körük gibi inip kalkıyor... ama yine de anlatıyor. 19 yaşındaki oğlunu vurmuşlar önce. sonra küçük oğlunun, 16 yaşındaki evladının kurşuna dizilerek öldürülüşünü haberlerde izlemiş. bilmeden... sırp askerlerce ormanlık yere götürülen oğlu, önündekilerin kurşuna dizilişini izlemiş önce. yardım ister gibi sağına bakarken onu da vurmuşlar. elleri arkadan bağlı... düşüyor yere.

defalarca aynı görüntü ekranda. diğerleri kurşuna dizerken, biri de bunları kaydetmiş! insanın kanı donuyor. bu izlediğimiz bir film değil, "stop" denip yeniden çekilecek bir sahne yok! sırtındaki deliklerden kan fışkıran çocuk, ayağa kalkmayacak bir daha. öldüğünden emin olmak istedikleri için, yerde cansız yatarken kafasına kurşun sıkılan çocuk artık öldü. diğer yüzbinlercesi gibi... bu ne vahşet! ne kin! ne acımasızlık! o da avrupa'nın göberğindeki soykırımın kurbanı oldu, hiç suçu yoktu ki... onu kimse korumadı, koruyamadı. annesi bile... kimse yönetmen gibi "stop" demedi, durdurmadı. katliamı izledi. izledik. film gibi. sorumluları firarda, bulunmadı, cezalandırılmadı. gözyaşları 13 yıldır dinmedi.

annesi anlatıyor, "onu rüyamda görüyorum, pencereden bakıyor, yardım ister gibi. 'oğlum neden geri geldin?' diyorum. 'seni öpmeyi unuttum' diyor"... insan 13 yıldır ağlar mı? bu kadın ağlıyor... mavi kelebekler toplu mezarlarda açan çiçeklere konuyor, insanlardan arta kalanlar 13 yıl sonra teşhis edilip toprağa veriliyor. ne büyük acı, ne bitmez utanç... ne büyük acizlik... insanlar mavi kelebeğin izinde; artık tek istedikleri, sadece başında dua edip ağlayacakları bir mezar... çok mu?"

yazmışım 4 yıl önce bugün...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder