14 Şubat 2011 Pazartesi

14 Şubat mıı?

Pazartesi... Seni bir tatille değiştirmeyi ne kadar çok istedim şu an.

Hafta sonu güzeldi. Öncesindeki rakı sofrasında ve The Veils konserinde eğlendik ama Babylon'un ses düzeni fenaydı. Pazar da bol uyku, nefis kahvaltı, sohbet-muhabbet, dostları yolcu ediş, akabinde kuzu ve kedüklerle mayış, gazete keyfi... Oğlanlar ev kalabalık olunca pek mutlu oldu; gır gır, gur gur, o kucaktan öbürüne... İskoç tasmalarını sevdiler ama alışmakta zorlandılar biraz.

Ve gelelim günün anlam ve ehemmiyetine... Daha doğrusu zorlama önemine. Sevgililer Günü... Benim için hiçbir zaman önem taşımadı. Şimdi de taşımıyor, çünkü sevgilime hediye almak için Şubat'ın 14'ünü beklemiyorum, beklemedim. Aklıma geldikçe, daha doğrusu "Aa, bunu sever. Tam ona göreymiş bu" diye düşündüğüm bir şey gördükçe alırım ben. Severim hediye almayı da, vermeyi de.

Ama küçük ve güzel sürprizler yapmak varken, herkesin farklı bir şey bulmak için kıvrandığı, her yerde "Sevgilinize hediye alın!" anonslarının yapıldığı, insanların resmen içine itilip zorlandığı bir şeye katılmak hiç eğlenceli değil. Beklenti içine girmek sıkıcı bir şey. Börekçi vitrininde de kırmızı kalpler var, doncu vitrininde de; manavlarda bile olabilir... Poposuna karanfil sokulmuş bir koyunun asılı olduğu kasap vitrininde bile "Sevgilinize ciğer alın, ciğerinizin bir parçası olduğunu bilsin" sloganı görsem, şaşırmam.

Günün şarkısı, bugün Babylon'da olacak Macy Gray'den gelsin:



Şimdi ortalığı, üzerine silikondan çiy damlaları yapılmış kırmızı plastik güller, patileri arasında kırmızı kalp tutan oyuncak ayılar, "I love you" diyen sinir bozucu peluş maymunlar sarmıştır. Gerçekten pek orijinal. Lakin hiiç işim olmaz.  



Neyse, böyle kutlamayayım, kutlayana da mani olmayayım. Benim için sevgilimin yanımda olması ve benim için pişireceği güzel bir yemek, izleyeceğimiz güzel bir film kafi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder